• Washington DC
Bizi Takip Edin:

Et tırnaktan ayrılır mı? Türk dünyası organizasyonlarının yok saymak istediği Uygurlar

Abdulhakim Idris

“Etli tırñaklı eyirmes.”
“Et tırnaktan ayrılmaz.”
— Kâşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugâti’t-Türk

Türk Toplulukları arasında aile bağlarının, kardeşliğin, güçlü dostlukların birbirinden ayrılmaz bütün olduğunu gösteren çok basit ama derin anlamlı bir söz vardır. Üç kelimelik bu söz iki insan, iki topluluk arasındaki bağı çok güçlü bir şekilde özetlemektedir: “Et tırnaktan ayrılmaz”. Haddi zatında bu söz Türk İslam dünyasının en önemli alimlerinden Doğu Türkistan’dan çıkmış Kaşgarlı Mahmud’a aittir. Aslı Uygurcadır, “Etli tırñaklı eyirmes.” Aynı zamanda Türk toplumun birbiri arasındaki güçlü bağı da anlatılan bu sözün anlamını yitirdiği bir dönem yaşanmaktadır.

1990’ların başından itibaren bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri ile Türkiye arasında kurulan kültürel ve siyasi işbirliği yapıları, başta Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) olmak üzere, kendilerini “Türk dünyasının bütününü” temsil eden kurumlar olarak konumlandırmaktadır. Ancak bu yapıların üyelik, gözlemcilik ve etkinlik haritaları incelendiğinde, Türk dilinin en eski yazılı kaynağının yazarı Kâşgarlı Mahmud’un doğduğu ve eserini derlediği coğrafya olan Doğu Türkistan’ın (Sincan Uygur Özerk Bölgesi) ve bu coğrafyanın yerleşik halkı Uygur Türklerinin sistematik biçimde dışarıda bırakıldığı görülmektedir. Türkiye’nin önderliğinde kurulan ve Türk toplumları arasındaki dayanışmayı güçlendirmeye çalışan bu organizasyonların faaliyetleri içinde Uygur halkına ve Uygurcaya yönelik bir faaliyet ve dayanışma girişimi yoktur. Kaşgarlı Mahmud’un sözü unutulmuş, et tırnaktan ayrılmış, Doğu Türkistan, ekonomik ve diplomatik çıkarları nedeniyle gözden çıkarılmıştır.

Türk dünyasının kültürel bütünlüğünü kurumsallaştırmak amacıyla kurulan uluslararası örgütler, kuruluş belgelerinde ve söylemlerinde “Türk dilini konuşan halkların tamamını” kapsama iddiasını taşımaktadır. Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), resmi tarihçesinde kendisini “Türk dünyasında kurulan ilk işbirliği teşkilatı” olarak tanımlamakta ve kültürel mirası tanıtma, diller arası etkileşimi güçlendirme misyonunu üstlenmektedir (1) Bu misyon her yıl ilan edilen “Türk Dünyası Kültür Başkenti” uygulamasıyla somutlaşmakta, Astana’dan Andican’a kadar on dört farklı şehir bu unvanı taşımıştır (2)

Ne var ki, bu kapsayıcılık iddiasının sınırları vardır. Bugün Kâşgar, Türk-İslam dünyasının tarihsel açıdan en önemli entelektüel merkezlerinden biri olmayı sürdürmekte; Türk dilinin ilk kapsamlı sözlüğü ve dil bilgisi kitabı olan Dîvânü Lugâti’t-Türk’ün yazarı Kâşgarlı Mahmud, bu şehrin yakınındaki Opal kasabasında doğmuş ve hayatının sonunda yine buraya dönerek burada vefat etmiştir (3). Buna rağmen ne TÜRKSOY’un ne de Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) üye, gözlemci veya “kültür başkenti” listelerinde Uyur bölgesine veya bu bölgenin yerleşik halkı olan Uygur Türklerine dair herhangi bir temsil bulunmamaktadır.

Kâşgarlı Mahmud’un XI. yüzyılda derlediği “Etli tırñaklı eyirmes” atasözü, etin tırnaktan koparılamayacağını; akraba ve boydaşlar arasındaki bağın da bu denli çözülmez olması gerektiğini anlatır. Aynı derlemede yer alan bir başka söz, “Tag tagka kavuşmas, kişi kişige kavuşur” — dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur — coğrafi engellerin, aradaki dağların, insan bağlarını nihayetinde bozamayacağına dair bir inancı taşımaktadır (4).Ne var ki bugün Türk dünyasının kurumsal haritasına bakıldığında, tam da bu iki atasözünün tersine dönmüş bir tablo görülmektedir: et, tırnağından ayrılmış; dağlar arasında kalan Doğu Türkistan da kavuşması beklenen insanlardan değil, tam tersine kurumlardan uzak tutulmuştur. Kâşgarlı Mahmud’un kendi doğduğu, eserini derlediği ve hayatının sonunda döndüğü topraklar, bugün onun mirasını “Türk dünyasının ortak hazinesi” olarak kutlayan kurumların haritasında yer almamaktadır. Bu makalenin temel sorusu da tam olarak buradan doğmaktadır: Ne olmuştur da et, tırnaktan bu denli ayrılmış; Türk dünyası, kurumsal düzeyde Uygur Bölgesinden bu kadar uzak düşmüştür? Bu yazıdaki amaç bu önemli soruya cevap aramaktır. Hem bahse konu organizasyonlar hem de bu dışlanmanın diplomatik ve ekonomik nedenleri incelenmeye çalışılacaktır.

Bu noktada ilk bakılacak organizasyon Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı’dır (TÜRKSOY). Çünkü Türksoy’un faaliyetleri görünürlük açısından diğer organizasyonlara göre öndedir. TÜRKSOY, 12 Temmuz 1993’te Almatı’da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin kültür bakanları tarafından imzalanan anlaşmayla kurulmuştur (1). Örgütün kökenleri, 1992 yılında Bakü ve İstanbul’da yapılan ve aynı altı ülkenin kültür bakanlarının ortak bir kültürel çerçevede işbirliği yapma taahhüdünü ilan ettiği toplantılara dayanmaktadır. Bugün itibarıyla TÜRKSOY altı kurucu üyeye ve sekiz gözlemci statüsündeki bölgeye sahiptir: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan, Başkurdistan, Altay, Saha (Yakutistan), Tıva ve Hakasya Cumhuriyetleri ile Moldova’ya bağlı Gagavuz Yeri (1).

TÜRKSOY’un en başlıca etkinliklerinden biri, 2012 yılından bu yana uygulanan Türk Dünyası Kültür Başkenti programıdır. Şimdiye kadar ilan edilen şehirler şöyledir: Astana (2012), Eskişehir (2013), Kazan (2014), Merv (2015), Şeki (2016), Türkistan (2017), Kastamonu (2018), Oş (2019), Hiva (2020), Bursa (2022), Şuşa (2023), Anev (2024), Aktau (2025) ve Andican (2026) (2). On dört yıllık uygulamada seçilen on dört şehrin hiçbiri Uygur bölgesi içinde yer almamaktadır. Ne Kâşgar, ne Urumçi, ne Hoten, ne de Turfan bu listede bulunmaktadır.

TÜRKSOY’un yanı sıra, Türk dünyası işbirliğini kurumsallaştıran ve ortak bir çekirdek üye tabanına dayanan başka yapılar da mevcuttur. 2009’da “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” (Türk Konseyi) adıyla kurulan ve Kasım 2021’de İstanbul Zirvesi’nde “Türk Devletleri Teşkilatı” (TDT) adını alan çatı organizasyon, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye’yi tam üye; Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkmenistan’ı ise gözlemci statüsünde barındırmaktadır (5).  Yukarıda bahsedilen TÜRKSOY daha sonra TDT’nin ortak organizasyonlarından biri haline gelmiştir. Aynı çatı altında bulunan diğer organizasyonlar, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), Uluslararası Türk Akademisi, Türk Kültür ve Miras Vakfı ve Türk Devletleri Ortak Ticaret ve Sanayi Odası (5). Bu kurumların her biri farklı bir işlevsel alanda (parlamento diplomasisi, akademik araştırma, kültürel miras) faaliyet göstermekle birlikte, üyelik ve gözlemcilik haritaları bakımından aynı altı-yedi devletlik çekirdek kadroyu tekrarlamaktadır. Bu kurumlardan ilgili olanlara da burada kısaca değinilecektir.

Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), 21 Kasım 2008 tarihinde İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye parlamento başkanları tarafından imzalanan antlaşmayla kurulmuştur (6). Kuruluşun ardından 29 Eylül 2009’da Bakü’de yapılan ilk genel kurul toplantısında TÜRKPA’nın iç tüzüğü, Sekretarya yönetmeliği ve Bakü Beyannamesi kabul edilmiş, Sekretaryanın sürekli merkezinin Bakü olması kararlaştırılmıştır (6). Kurumun gözlemci statüsündeki iki üyesi Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir; Özbekistan 2017 yılı sonundan, Türkmenistan ise 2020 yılından itibaren TÜRKPA toplantılarına yalnızca “misafir” sıfatıyla katılmakta, tam üyelik veya gözlemcilik statüsü kazanamamaktadır. Kasım 2021’de Türk Konseyi’nin “Türk Devletleri Teşkilatı” adını almasının ardından, TÜRKPA da 2022 yılındaki 11. Genel Kurul Toplantısı’nda “Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi” adını “Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi” olarak değiştirmiş, ancak kısaltmasını (TÜRKPA) korumuştur. Kurumun temel amaçları arasında parlamento diplomasisi yoluyla üye ülkeler arası bağları güçlendirmek, siyasi-hukuki-ekonomik işbirliğini geliştirmek ve sosyal-kültürel ilişkileri ilerletmek yer almaktadır (6). On yedi yılı aşkın bir geçmişe rağmen, TÜRKPA’nın üye, gözlemci veya misafir listelerinin hiçbirinde Uygur Bölgesine veya bu bölgenin herhangi bir temsil organına yer verilmemiştir; bu durum, Uygur Türklerinin ulus-devlet düzeyinde siyasi temsilden yoksun bırakılmışlığının parlamentolar-arası işbirliği düzeyine de yansıdığını göstermektedir.

TDT bünyesine katılan organizasyonlardan Uluslararası Türk Akademisi’nin kuruluş fikri ise 3 Ekim 2009’da Nahçıvan’da düzenlenen Türk Dili Konuşan Devletler Başkanlarının IX. Zirvesi’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından ortaya atılmıştır. Akademi, 25 Mayıs 2010’da Astana’daki Barış ve Uzlaşma Sarayı’nda, başlangıçta Kazakistan Eğitim ve Bilim Bakanlığı’na bağlı “Türk Akademisi.” adıyla kurulmuş (7); açılışına Nazarbayev ve dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yanı sıra ABD, Rusya’daki Türk toplulukları (Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Yakutistan), Özbekistan, Kırgızistan ve Ukrayna’dan Türkologlar katılmıştır. 23 Ağustos 2012’de Bişkek’te düzenlenen Türk Konseyi II. Zirvesi’nde Nazarbayev, Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev ve Azerbaycan Başbakanı Artur Rasizade tarafından imzalanan anlaşmayla Akademi’ye uluslararası statü verilmiş; bu statü, Kazakistan’ın 15 Ekim 2014 tarihli onay yasasıyla 11 Kasım 2014’te yürürlüğe girmiştir (8). Akademinin tam üyeleri Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’dir; Macaristan 2018’de Çolpon-Ata’daki 6. Zirve’de gözlemci statüsü kazanmıştır. Özbekistan ise 2022’deki Semerkant Zirvesi’nde gözlemci statüsüne kavuşmuş, kurumda tarih-etnoloji, dil-edebiyat-terminoloji, sanat-kültür, sosyo-ekonomik araştırmalar ve uluslararası araştırmalar olmak üzere beş araştırma merkezi faaliyet göstermekte; 32.000’i aşkın eserden oluşan bir Türkoloji kütüphanesi işletilmektedir. Akademi, 2013-2020 arasında “Altaistics, Turkology and Mongolistics” dergisini, 2014-2021 arasında “Global-Turk” dergisini ve 2015-2022 arasında “Turkic Weekly” bültenini yayımlamış; 2023 yılında “Ortak Türk Tarihi”, “Ortak Türk Edebiyatı” ve “Türk Dünyasının Coğrafyası” adlı ortak ders kitabı projelerini tamamlamıştır. Akademinin misyonu, “Türk uygarlığının insan uygarlığına katkılarını yerli kaynaklara dayanarak değerlendirmek” olarak tanımlanmasına karşın,[17] bu değerlendirmenin kapsamı yine aynı altı-yedi devletle sınırlı kalmaktadır. Kâşgarlı Mahmud’un doğduğu ve Dîvânü Lugâti’t-Türk’ü derlediği coğrafyanın bugünkü siyasi temsilcisi konumundaki hiçbir Uygur kurumu, Akademi’nin üye, gözlemci veya ortak listelerinde yer almamaktadır. Bugün akademinin sayfasında ‘Uygur’ kelimesi ile ilgili bir arama yapıldığında tek bir link çıkmaktadır. Bu linkteki haber ise Çin’in Doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra ilan ettiği sözde Uygur Özerk Bölgesi’nin 70. Yılına dair Çin büyükelçiliğinin organize ettiği fotoğraf sergisine dair haberdir (10).  İngilizce yazılışı ile arama yapıldığında ise karşımıza çıkan dört linkte Uyghur kelimesinin geçtiği sadece iki link vardır. Türk dünyasına ait uluslararası akademi organizasyonunda Uygur halkına dair eserlerin yokluğu acınası bir durumdur.

Kaşgarlı Mahmud var Uygurlar yok!

Üzerinde durulması gereken organizasyonlardan biri de yine önce bağımsız olarak kurulmuş daha sonra TDT bünyesine katılmış olan Türk Kültür ve Miras Vakfı’dır (11). Vakıf Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın girişimi ve Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye cumhurbaşkanlarının desteğiyle kurulmuştur; Vakfın tüzüğü 23 Ağustos 2012’de Bişkek’teki Türk Konseyi Zirvesi’nde kabul edilmiştir Merkezi Bakü’de bulunan Vakfın Azerbaycan hükümetiyle ev sahibi ülke anlaşması 8 Kasım 2018’de imzalanmış, idari binası ise 14 Ekim 2019’daki Türk Konseyi Bakü Zirvesi kapsamında açılmıştır; aynı zirvede Macaristan, Vakfa gözlemci ülke statüsüyle katılmıştır. Vakfın tam üyeleri Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’dir. Özbekistan 2025 yılında vakfa üye olmuştur (12). Vakfın güncel başkanı Aktoty Raimkulova, 2024 yılı faaliyet raporunda 74’ü aşkın proje ve etkinlik gerçekleştirildiğini açıklamış; bunlar arasında Bişkek’teki Alıkul Osmonov ev-müzesinin restorasyonu, “Türk Dünyası Vizyonu – 2040” belgesi çerçevesinde hazırlanan Türk Kültürel Mirası Kataloğu, 5. Dünya Göçebe Oyunları’na destek ve “Türk Dünyasının Seçkin Şahsiyetleri”, “Türk Edebiyatının İncileri” ile “Türk Dünyasının Bilimsel Hazineleri” adlı kitap serileri sayılabilir (13). Bu bağlamda özellikle dikkat çekici olan, Vakfın Paris’teki UNESCO merkezinde, Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lugâti’t-Türk’ünün 950. yıl dönümüne ithafen uluslararası bir bilimsel konferans ve sergi düzenlemiş olmasıdır (13). Bir kurum, Türk dilinin kurucu eserinin yazarını Paris’te UNESCO nezdinde anarken, aynı eserin doğduğu coğrafyanın bugünkü halkını yani Uygur Türklerini  hiçbir üyelik, gözlemcilik veya temsil sıfatıyla kapsamamaktadır; bu çelişki, makalenin merkezi tezini somut biçimde örneklemektedir: sembolik-kültürel düzeyde Kâşgarlı Mahmud’a sahip çıkılırken, bu mirasın yaşayan taşıyıcısı olan Uygur toplumuna siyasi-kurumsal düzeyde hiçbir kapı aralanmamaktadır.

Yukarıda bahsedilen organizasyonların üye devletlerine ve organizasyonlarına katılan misafir ve gözlemcilere bakıldığında hiçbir etkinlikte ne bir Uygur akademisyen, ne bir Uygur dil bilimci, ne bir Uygur kanaat önderi ne de Uygur bölgesini temsilen bir kişinin davetli olmadığı görülecektir. Bu tablo, dışlanmanın “eksik bilgi” ya da “kurumsal olgunlaşmamışlık” meselesi olmadığını; aksine beş farklı kurumda, farklı kuruluş tarihlerinde ve farklı işlevsel alanlarda otuz yılı aşkın bir süredir istikrarlı biçimde tekrarlanan sistematik bir dışarıda bırakma pratiği olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim Rusya Federasyonu’na bağlı, nüfusu birkaç yüz bini geçmeyen özerk cumhuriyetler, örneğin Hakasya yaklaşık 500 bin nüfusu ile gözlemci statüsü kazanabilirken, Uygur nüfusunun 20 milyon civarındaki büyüklüğü ile herhangi bir temsile dönüşmemektedir.

Dışlanmanın başlıca nedeni: Çin Faktörü

Peki Uygur halkının diğer Türk topluluklarının organizasyonlarından bu kadar dışlanmasının nedeni nedir? Bu soruyu anlamak için ilk bakılması gereken yer Türkiye’dir. Çünkü tarihten bu yana sadece Uygurların değil tüm Türk topluluklarının kendilerini bağlı hissettikleri en güçlü ülkedir. Türkiye’nin Uygur meselesindeki tarihsel tutum ise zaman içinde belirgin bir dönüşüm geçirmiştir. Araştırmacı Yitzhak Sichor’un “etno-diplomasi” kavramıyla incelediği bu süreçte, Türkiye 1990’ların ortasına kadar Uygur milliyetçiliğine ideolojik ilham kaynağı olmuş, Uygur mültecilere sığınma hakkı tanımış ve Uygur organizasyonlarına maddi-manevi destek sağlamıştır (14).

Bu dönüşümün güncel yansımaları da belgelenmiştir. Human Rights Watch’ın Kasım 2025 tarihli raporuna göre, 2022’den itibaren Türkiye-Çin ilişkilerinin canlanmaya başlaması ile birlikte orada yaşayan Uygurlar zaman zaman çeşitli zorluklarla karşılaşmaya başlamıştır. (15). BBC Türkçe’nin Ekim 2025 tarihli analizi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2009 yılında Uygur Bölgesi’ndeki uygulamaları “vahşet” ve “soykırım” olarak nitelendirmesinin ardından, Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerinin derinleşmesiyle birlikte resmi söylemin belirgin biçimde temkinli bir çizgiye çekildiğini ortaya koymaktadır (16).

Çin’in Uygur diasporası üzerindeki etkisi yalnızca resmi düzeyde değil, doğrudan toplum düzeyinde de hissedilmektedir. Bu konuda hazırlanan, Çin istihbarat servisleri, Türkiye de dahil olmak üzere Uygur nüfusunun yoğun olduğu ülkelerde diaspora topluluklarını izlemekte, örgütlere sızmakta ve bu durum toplulukları “felç ve pasifliğe” sürüklemektedir. (17). Benzer şekilde, Çin’in büyükelçilik ve konsolosluk personeli aracılığıyla Türkiye’deki Uygurları, ana vatanlarında kalan aile üyeleri üzerinden tehdit ederek bilgi toplamaya zorladığı da araştırmalarla belgelenmiştir (18).

Çin’in bölgesel etkisi, yalnızca Türkiye’yi değil TÜRKSOY ve TDT’nin diğer üye devletlerini de kapsayan bir dinamiktir. Şanghay İşbirliği Örgütü çerçevesinde geliştirilen sözde “terörle mücadele” söylemi, Orta Asya devletlerinin kendi sınırları içindeki Uygur topluluklarına ve aktivizmine karşı da temkinli, hatta baskıcı bir tutum benimsemesine yol açmıştır; bu durum, söz konusu devletlerin Çin’i gücendirmeme kaygısıyla hareket ettiğini göstermektedir. Bu bağlamda TÜRKSOY ve TDT üyesi devletlerin tamamının, Doğu Türkistan meselesini gündemlerine almama konusunda ortak bir çıkar zemininde buluştuğu söylenebilir: hiçbiri, Çin ile ekonomik ve güvenlik ilişkilerini riske atmak istememektedir.

Kültürel Meşruiyetin Bedeli

Bu tablo, TÜRKSOY’un ve benzeri yapıların “Türk dünyasının UNESCO’su” olma iddiasıyla taşıdığı kapsayıcılık söylemi arasında ciddi bir gerilim yaratmaktadır. Bir kurum, kendisini bir dil ailesinin ve kültür havzasının bütününü temsil eden bir yapı olarak sunarken, o dilin en eski yazılı kaynağının doğduğu coğrafyayı ve bu coğrafyanın on bir milyonu aşkın yerleşik nüfusunu sistematik olarak dışarıda bırakıyorsa, bu kurumun evrensellik iddiası zedelenmektedir. Söz konusu dışlanma, yalnızca sembolik bir eksiklik değildir; aynı zamanda Uygur dilinin, edebiyatının ve kültürel mirasının uluslararası planda görünürlük kazanmasını engelleyen somut bir sonuç doğurmaktadır. Diğer yandan, bu ihmalin nedeni kurumların kötü niyeti veya bilgisizliği değil, üye devletlerin Çin ile sürdürdüğü ekonomik ve stratejik ilişkilerin dayattığı bir öz-sansür biçimidir. Bu ayrım, eleştirinin doğru hedefe yönelmesi açısından önemlidir: mesele adına Türk toplulukları organizasyonu adını verenlerin iradesi değil, onları da içine alan daha geniş bir jeopolitik denklemdir.

Sonuç olarak bu çalışma, Türk dünyası kültürel işbirliği yapılarının kurucu iddialarıyla fiili uygulamaları arasındaki çelişkiyi ortaya koymuştur. TÜRKSOY ve Türk Devletleri Teşkilatı gibi kurumlar, otuz yılı aşkın bir süredir Türk dilini konuşan halkların kültürel bütünlüğünü temsil etme iddiasını taşımakta, ancak bu iddia Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri söz konusu olduğunda geçerliliğini yitirmektedir. Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lugâti’t-Türk’ü ve “turfanda” sözcüğünün kültürel izi gibi örnekler, bu coğrafyanın Türk dili ve kültürü açısından merkezi konumunu göstermektedir; buna karşın kurumsal haritalar bu merkeziliği hiçbir biçimde yansıtmamaktadır. Araştırma, bu dışlanmanın Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölgesel baskısı ve üye devletlerin bu devletle sürdürdüğü ekonomik-siyasi bağımlılık ilişkisinden kaynaklandığını göstermektedir. Amaç, Türk dünyası kültürel diplomasisinin geleceği açısından, bu meşruiyet açığının akademik ve kamusal tartışmaya taşınması; Uygur kültürel mirasının diaspora kurumları, akademik girişimler ve sivil toplum aracılığıyla görünür kılınmasıdır.

Ancak bu tespitler yalnızca akademik bir eksiklik olarak değil, doğrudan bir sorumluluk meselesi olarak da okunmalıdır. Otuz yılı aşkın bir süre boyunca sürdürülen bu suskunluk, artık tesadüfi bir ihmal olarak açıklanamaz; kurucu belgelerinde “bütün Türk dünyasını” temsil ettiğini ilan eden kurumların, kendi dillerinin kurucu metnini kaleme alan Kaşgarlı Mahmud’un yurdunu ve onun mensup olduğu Uygur Türklerini bilinçli olarak dışladığının açık bir kanıtıdır. Et tırnaktan ayrıldıkça yalnızca  Uygur Bölgesini değil, Türk dünyasının bütünlük iddiasının kendisi de inandırıcılıktan uzaklaşmaktadır; siyasi ve ekonomik hesapların arkasına saklanarak sürdürülen bu tutum, adı geçen kurumları er ya da geç tarihin önünde hesap verilebilir kılacaktır: siyasi konjonktür değiştiğinde, Türk dünyası bu kurumları en çok ihtiyaç duyulan anda Uygur Türklerini yalnız bırakmış yapılar olarak hatırlayacaktır. Bu nedenle TÜRKSOY, TDT ve bağlı kurumlarının, kurucu söylemleriyle örtüşmeyen bu tutumu artık sürdürmemesi; Doğu Türkistan ve Uygur Türklerine yönelik kurumsal görmezden gelmeyi sona erdirmesi, sadece ahlaki bir tercih değil, kendi varlık gerekçelerine sadakatin de bir koşuludur.

Kaynakca

1- TÜRKSOY, “Tarihçe,”   https://www.turksoy.org/tarihce.

2- TÜRKSOY, “Kültür Başkentleri”  https://www.turksoy.org/kultur-baskentleri.

3- “Kaşgarlı Mahmud Kimdir? Divan-ı Lügati’t Türk’ün Yazarı,” Hürriyet, , https://www.hurriyet.com.tr/gundem/kasgarli-mahmud-kimdir-divan-i-lugatit-turkun-yazari-40969847.

4- Kâşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugâti’t-Türk, çev. Besim Atalay, 2. Cilt (Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 1998), 103; bkz. ayrıca “7) Divan-ı Lügati’t Türk’te Atasözleri,” Yeniden Ergenekon, 2 Nisan 2011, https://yenidenergenekon.com/7-divan-i-lugati’t-turk’te-atasozleri/.

5- Türk Devletleri Teşkilatı, https://turkicstates.org/tr

6- TÜRKPA, “TÜRKPA Hakkında,”   https://turkpa.org/tr/about.  

7- Uluslararası Türk Akademisi, https://turkicacademy.org/en/about/ob-akademii

8- “Соглашение о создании Тюркской Академии (г. Бишкек, 23 августа 2012 года),” Online Zakon.kz, https://online.zakon.kz/Document/?doc_id=31245170.

9- Türk Devletleri Teşkilatı, “Türk Akademisi – Partner Detay,” https://www.turkicstates.org/tr/partner-detay/turkic-academy-tr. 

10- The Turkic Academy Participated in the Opening Ceremony of the Photo Exhibition Commemorating the 70th Anniversary of the Xinjiang Uygur Autonomous Region- Turkic Akademy, 2025, https://turkicacademy.org/en/novost-akademii/turkic-academy-participated-opening-ceremony-photo-exhibition-commemorating-70th-anniversary-xinjiang-uygur-autonomous-region

11- Türk Kültür Mirası Vakfı – https://turkicheritage.org/tr

12- Türk Kültür Mirası Vakfı, Tarihçe, https://turkicheritage.org/tr/Home/History

13- At the Headquarters of the Turkic Culture and Heritage Foundation the 2nd Expert-Level Meeting Was Held,” TurkicWorld, 27 Ocak 2025, https://turkic.world/en/articles/other/327040. 

14- Yitzhak Sichor, “Ethno-Diplomacy: The Uyghur Hitch in Sino-Turkish Relations,” East-West Center, https://scholarspace.manoa.hawaii.edu/bitstreams/db86c9f0-5316-4175-aa8a-bcf781078ee8/download

15- 33. Human Rights Watch, “Protected No More.”, 2025 https://www.hrw.org/report/2025/11/12/protected-no-more/uyghurs-in-turkiye

16-“Türkiye-Çin Yakınlaşması: Uygur Sorunu Gündemden Düştü mü?,” BBC Türkçe, 29 Ekim 2025, https://www.bbc.com/turkce/articles/ckgywgxrg0po.

17- Uyghur Human Rights Project, “The Fifth Poison: The Harassment of Uyghur Overseas,” https://uhrp.org/report/the-fifth-poison-the-harassment-of-uyghur-overseas/.

18- “Çin’in Türkiye’de Yaşayan Uygur Türkleri Üzerindeki Baskısı Nasıl İşliyor?,” QHA – Kırım Haber Ajansı, 20 Ağustos 2023, https://www.qha.com.tr/ozel-haber-roportaj/cin-in-turkiye-de-yasayan-uygur-turkleri-uzerindeki-baskisi-nasil-isliyor-477189.

Yazı gezinmesi

Telif Hakkı Uygur Araştırmaları Merkezi - Tüm Hakları Saklıdır