
Uygur Araştırmalar Merkezi
Her yıl, dünya sadece hayatını kaybedenleri onurlandırmak için değil, aynı zamanda bu tür suçların asla unutulmamasını sağlamak için tarihi şekillendiren vahşetlerin yıldönümlerini anmaktadır. Yine de dünyanın bir çok yerinde gerçekleşen sayısız trajedi küresel hafızada büyük ölçüde yer almamaktadır. Bunlar arasında, Çin hükümetinin Uygur halkına uyguladığı zulmün en ölümcül ve en az anlaşılan bölümlerinden biri olan Temmuz 2014’teki Yarkand Katliamı da bulunmaktadır.
Doğu Türkistan’ın güney kesiminde (aynı zamanda Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak da bilinir) yer alan Yarkand, Uygur kültürünün, tarihinin ve dini mirasının en önemli beşiğinden biridir. 2014 Temmuz sonundaki olaylar, Müslümanlar için derin manevi öneme sahip Ramazan’ın son günlerinde gerçekleşmiştir.
Katliamdan önce, bütün İslam dünyasında olduğu gibi Uygurlar açısından da mukaddes sayılan Ramazan ayında onların inançlarına ve dini özgürlüklerine yönelik bir dizi ihlal yaşanmıştır. Yarkand İlçesi’nin Elishqu Kasabası’nda Çinli yetkililerin başörtü taktığı için yaklaşık 40 Uygur kadınını gözaltına aldığı bildirilmiştir. Ramazan Bayramı yaklaşırken Uygur halkı temsilcileri, eşleri ve oğulları serbest bırakılmaları için yerel yetkililere başvurmuştur. Ancak Çinli yetkililer bu başvuruları reddetmiş ve şiddetle karşılık vermiştir.
Başka bir olayda da, Çin polisi Ramazan gecesi bir Uygur evinde düzenlenen dini toplantıya baskın düzenleyerek toplantıyı yasa dışı ilan etmiş yaklaşık 20 kişi öldürülmüştür. Bu eylemler kamuoyunun öfkesini artırmış ve yerel sakinleri yetkililere karşı koyup haklarını talep etmeye itmiştir. Bu talebe karşı Çin polisi, askeri güçlerin desteğiyle, 3.000’den fazla silahsız Uygur’un öldürüldüğü bildirilen geniş çaplı bir baskı gerçekleştirmiştir.
Katliamın ardından yetkililer Yarkand’ın dünya ile iletişimini koparmıştır. İnternet erişimini kesti ve bilgilerin dış dünyaya ulaşmasını engellemek amacıyla birkaç ay boyunca askeri sokağa çıkma yasağı uygulamıştır. Bu kısıtlamalara rağmen, 22 yaşındaki Abubekir Rehim olanları ortaya çıkarmak için hayatını riske atmıştır. VPN kullanarak katliamla ilgili bilgileri dış dünyaya paylaşmıştır. Çinli yetkililer daha sonra onu tutuklamış ve “devlet sırlarını” ifşa ettiği iddiasıyla dokuz yıl hapis cezasına çarptırmıştır.
Çin hükümeti etkilenen bölgeyi hemen kapattığı, gazetecileri sınır dışı etti, iletişimi kısıtladı ve bağımsız soruşturmaları engellediği için, olayların tam sıralamasını yeniden inşa etmek zordur. Resmi rakamlar birkaç düzine ölüm kaydetmiştir. Uygur örgütleri ve bağımsız araştırmacılar, tanık ifadelerine ve yerel kaynaklara dayanarak, öldürülen Uygur sayısının 3.000’i aşabileceğini tahmin etmiştir. Bugüne kadar, bağımsız uluslararası soruşturmanın tam gerçeği ortaya çıkarmasına izin verilmemiştir.
Bu ve benzeri şiddetli baskı ile sonlandırılan hadiselerin akabinde yaşananlar, gerçekleşen hadiseler kadar önemlidir. Sonrasında kitlesel tutuklamalar, genişletilmiş kontrol noktaları, silahlı polis konuşlandırması ve güney Doğu Türkistan’da dini ve kültürel yaşama daha sıkı kontroller uygulanmıştır. İnsanların üzerindeki gözetim baskısı daha artmıştır. Aileler akrabalarıyla iletişimini kaybetti. Yetkililerin sözde “Şiddetli Terörize Karşı Sert Saldırı” kampanyasını yoğunlaştırmasıyla korku hızla yayılmıştır.
Bugüne baktığımızda, Yarkand Katliamı kritik bir dönüm noktası olarak durmaktadır. Daha sonra bir milyondan fazla Uygur’u hapse atacak kitlesel tutuklama kampları henüz ortaya çıkmamış olsa da, sonraki yılları tanımlayan birçok politika zaten şekillendirmiştir. Dijital gözetim, toplu cezalandırma, keyfi gözaltı, ideolojik kontrol ve din üzerindeki kısıtlamaların yayılması 2014’ten sonra hızlanmıştır. Birçok açıdan, Yarkand, daha sonra insanlığa karşı suç ve çeşitli hükümetler ile hukuk uzmanlarına göre soykırım olarak uluslararası kınanma çekecek baskı sisteminin habercisini vermiştir.
Yarkand etrafındaki hesap verebilirlik eksikliği, uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu daha geniş bir sorunu da ortaya koymuştur. Hükümetler çatışma bölgelerine erişimi tamamen kontrol edebildiğinde, tanıkları susturup bilgiyi tekelleştirebildiğinde, tarihsel gerçeği ortaya çıkarmak son derece zorlaşır. Bağımsız doğrulamanın olmaması asla acı eksikliğiyle karıştırılmamalıdır. Bunun yerine, hayatta kalanların tanıklığını korumanın, bağımsız araştırmaların desteklenmesinin ve siyasi engellere rağmen hesap verebilirlik aramanın önemini vurgulamaktadır.
Uygur halkı için Yarkand sadece tarihi bir olay değildir. Hiçbir zaman cevap alamayan aileleri, sonsuza dek değişen toplulukları ve resmi hafızadan silinen hayatları temsil ediyor. Hayatta kalanların çoğu, akrabalarını kaybetmenin travmasıyla yaşamaya devam ediyor ve akıbeti bilinmiyor. Diğerleri ise yıllarca sevdiklerini aradılar ama Çin yetkililerinden herhangi bir bilgi alamadılar.
Yarkand Katliamı’nı hatırlamak bu nedenle geçmişi belgelemekten daha fazlasıdır. Bu, yirmi birinci yüzyılın en ağır insan hakları krizlerinden birinin öncesinde ortaya çıkan uyarı işaretlerini tanımakla ilgilidir. Kaybolanların sadece hikayeleri sansür ve devlet gizliliği altında saklandığı için unutulmamasını sağlamakla ilgilidir.
Telif Hakkı Uygur Araştırmaları Merkezi - Tüm Hakları Saklıdır